Panik atak, panik bozukluk, agorafobi

Panik Atak Nedir?

Panik Atağı, Amerikan Psikiyatri Derneği (2013) tarafından “Aniden ortaya çıkan, birkaç dakika içerisinde tepe noktasına ulaşan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntıya dakorku nöbetleri“ olarak tanımlanmaktadır. Bu nöbetler sırasında çeşitli bedensel duyumlar ve endişeli düşünceler ortaya çıkar. Bunlar kalp çarpıntısı, göğüste sıkışma hissi, göğüs ağrısı, terleme, titreme, sarsılma, nefes darlığı ve boğulma hissi, baş dönmesi, sersemlik, mide bulantısı, uyuşma, karıncalanma, üşüme, ürperti, ateş basması, kendini bedeninden veya çevresinden kopmuş, uzaklaşmış, tuhaf hissetme, kendini kaybettiği ya da ölmek/bayılmak üzere olduğu düşünceleri gibi çok farklı şekillerde kendini gösterebilir. Panik atakları, kaygıyı tetikleyen bir durumda veya bir tetikleyici olmaksızın aniden ortaya çıkabilir.

Panik atağı yaşamak tek başına bir psikolojik bozukluk olarak değerlendirilmemektedir. Ancak pek çok anksiyete bozukluğuna eşlik edebilmektedir. Kessler ve meslektaşlarının 2006 yılında yaptığı araştırma sonuçları, ABD’de herhangi bir anksiyete bozukluğuna sahip olmaksızın, hayatında en az bir kez panik atak geçirme oranını %22.7 olarak göstermektedir. Bir kez veya birkaç kez Panik Atağı geçirmek kişiye Panik Bozukluk veya başka bir anksiyete bozukluğu tanısı koymak için yeterli değildir.

Panik Bozukluk Nedir?

Panik Bozukluk’ta ise sık, tekrarlayan ve belli bir tetikleyicisi olmayan panik ataklar meydana gelir. Kişi tekrar tekrar panik atak geçirmekten ve panik atağın sonuçlarından endişe duyar (APA, 2013). Panik atakların sonuçlarını felakeleştirme görülebilir. Çıldıracağı, kontrolü tamamen kaybedeceği, öleceği ya da kalp krizi geçireceği düşünceleri olabilir. Panik Bozukluk’un önemli belirleyicisi, kişinin tekrar panik atağı geçirmemek için davranışlarında hayatını etkileyen değişiklikler yapmasıdır. Bu değişiklikler agorofobik kaçma, bedensel duyumlardan kaçınma ve güvenlik davranışları şeklinde kategorize edilebilir. (Arch ve Craske, 2008).

Panik Bozukluk genellikle genç yetişkinlikte başlar (Kessler ve ark., 2006). Eşlik eden diğer bozukluklar Agorofobi, Özgül Fobi, Sosyal Fobi, Distimi, Yaygın Kaygı Bozukluğu, Majör Depresyon, Madde Kullanım Bozuklukları olabilir. Ayrıca Çekingen ve Bağımlı Kişilik Bozukluklarına da rastlanmaktadır (Chambless ve Renneberg, 1988). Panik Bozukluk kadınlarda, erkeklere oranla iki kat fazla görülür (Kessler ve ark., 2006). Panik Bozukluğu olan insanların %70’ten fazlası ilk panik ataklarını yaşadıkları zamanda hastalık, ayrılık, bir yakının kaybı gibi stresli bir dönemden geçtiklerini belirtmiştir (Craske, Miller, Rotunda, ve Barlow, 1990).

Agorofobi, ‘kaçması zor ya da imkansız olan yerlerde bulunma korkusu’ olarak tanımlanır (APA, 2013). Buna ek olarak, panik belirtileri başlarsa insanların bunu anlayacağı ve ‘rezil olacağı’ korkusu eşlik eder. Kalabalık yerler, toplu taşıma, sinema/konser salonları, alışveriş merkezleri, açık alanlar, kapalı alanlar, trafikte olma, köprüden geçme, sırada bekleme, evden tek başına çıkmış olma gibi durumlar korku ve paniği tetikler. Çalışan insanlarda agorofobik kaçınma, çalışmayanlara kıyasla daha azdır, çünkü iş için evden çıkmak zorunda kaldıkça korkulan durumun üzerine gidilmiş olur. Bu da zamanla kaygıyı azaltır. Kadınlarda agorofobi, erkeklere oranla çok daha yüksektir. Bunun sebebi de toplumsal cinsiyet rollerine bağlı olarak erkeklerde aktif olmanın ve korkulan şeyin üzerine gitmenin cesaretlendirilmesiyken kız çocuklarının dışarının tehlikelerinin anlatılarak büyütülmesi olduğu düşünülmektedir.

Panik Bozukluk’ta görülen bir diğer kaçınma da bedensel duyumlara yöneliktir. Panik atak sırasında oluşan kalp çarpıntısı, hızlı nefes alışı, terleme, sıcak basması, baş dönmesi gibi çeşitli bedensel duyumlar ortaya çıktığında kişi bunları ‘panik’ olarak yorumlar. Bu yüzden bu duyumlar tetiklenmesin diye çeşitli aktiviteleri yapmaktan kaçınır. Buna örnek olarak, spor, kahve ve alkol tüketimi, kravat takma, cinsel ilişkiye girme, korku ve aksiyon filmleri izleme gibi etkinlikleri kesmek gösterilebilir (Arch ve Craske, 2008).

Panik Bozukluk’ta ortaya çıkan önemli belirtilerden bir diğeri de “Güvenlik Davranışları”dır. Güvenlik Davranışları, kişinin sözde felaketi engellemeyi amaçlayarak aldığı önlemlerdir. Güvenlik davranışları bir panik atak kişinin kendini emniyette hissetmesine yardım eder. Hastaneye yakın yerde yaşama, çantada anti-anksiyete ilacı bulundurma, kalp atışı hisseder hissetmez tansiyon ölçme, nefesini ontrol etme, kaygı yaratan yerlere biri eşliğinde gitme, dua etme, yanında dini sembol taşıma gibi kaygı uyandıran durumlarda kendini nispeten ‘güvende’ hissettiren herhangi bir davranış güvenlik davranışı sayılabilir.

Barlow (1988) panik atakları “yanlış alarm” olarak adlandırıyor. Bu demek oluyor ki sinir sistemi ortada gerçek bir tehdit yokken Savaş ya da Kaç tepkisi veriyor. Bu sayede bir dizi fiziksel ve bilişsel belirti ortaya çıkıyor. Bu belirtiler aslında zararsızken, kişi bunları tehlikeli olarak yorumlarsa daha sonra panik anında tetiklenen bedensel duyumlar ortaya çıktığında da korku tepkisi veriyor. Yani korku duygusu kalp atışı, nefes hızlanması, terleme gibi fiziksel duyumlar ve daha önce panik atağın ortaya çıktığı şartlar ile koşullanıyor (Bouton, Mineka, & Barlow, 2001). Clark (1986) da benzer şekilde paniği, ‘zararsız bedensel duyumların felaketleştirilmesi’ şeklinde tanımlıyor.

Nasıl Tedavi Edilir?

Panik Bozukluk büyük ölçüde tedavisi olan bir sorundur. Bilişsel Davranışçı Terapilerin Panik Bozukluk tedavisinde etkinliği çok sayıda araştırmayla gösterilmiştir (Arch ve Craske, 2008). Müdahaleler genel olarak panik semptomlarına dair psikoeğitim, hatalı düşünceleri düzeltmek için bilişsel yeniden yapılandırma, korkulan ve kaçınılan bedensel duyumların üstüne gitme ve korkulan durumların yerinde üstüne gitme şeklindedir. Üstüne gitme sayesinde olumsuz yanlış değerlendirmeleri doğrulamayan düzeltici deneyimler yaşanır ve nihayetinde korku koşullanması zayıflar. Agorofobi olduğu durumlarda özellikle maruz bırakma tekniklerine daha sık başvurulur. Araştırmalar düşüncelerden çok davranışsal müdahalenin bu durumda daha etkili olduğunu göstermiştir(Hout, Arntz, & Hoekstra, 1994). Maruz bırakma içeren müdahaleler ile 5-7 yıl arasında nüks oranı yalnızca %18.5 olarak saptanmıştır (Fava, Zielezny, Savron ve Grandi, 1995). Ayrıca eşlik eden başka psikolojik problemlerin tedavi oranınını düşürmediği hatta o problemlere dair septomların da azaldığı görülmüştür (Brown, Antony, ve Barlow, 1995; Tsao, Lewin, & Craske, 1998).

Panik Atak hakkında bilgilenmek, panik atak geçirmenin riskli olmadğını bilmek, sorunun panik bozukluğa dönmemesi konusunda önleyici olabilir. Psikoeğitime ağırlık verilen Bilişsel Davranışçı Terapiler ya da Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) Temelli Stres Azaltma programları da fayda sağlayabilir.

Yorum Yap