Ne İdik Ne Olduk... | Üst Manşet

Ne İdik Ne Olduk…

Toplum içinde her gün bulunanlar bilir,

Hala yerlere tükürülür, küfredilir, surat asılır, kornaya basılır, yasaklar delinir, takip mesafesi hem insanlar için hem arabalar için maalesef yerleşememiştir, bağırılır, kaba davranılır…

Biz eleştiriyoruz kendimizi ister istemez fakat eskiye dönecek olursak, mesela şöyle yüzümüzü batıya dönelim;

Yıl:1380’ler

Yer: İngiltere ..

-İnsanlar akşamları tuvalet ihtiyaçlarını evlerinde bi şekilde giderip camdan aşağı atar. Evet evet şaka değil… Fransa mesela o da aynı şekilde. Hatta şöyle derler ; hani eski batılı filmlerde arkası kabarık kocaman elbiseler neden o şekildedir? Çünkü ayak üstü ihtiyaç giderilir ve yola devam edilir…
Şok olunası konular gerçekten, nereden nereye…

-Osmanlının ilk Paris Elçisi Yirmi Sekiz Mehmed Çelebi hatıralarında fransızların ne kadar çok parfüm kullandıklarından bahseder fakat kötü kokularıyla birleşerek o parfüm kokusunun daha da beter bi hal aldığından yakınır.
-Dahası var! Örneğin; şemsiye nin batı da üretilmesinin sebebi; camlardan atılan insan pisliklerinin yoldan geçenlerin kafalarına gelmemesi içindir.
-Topuklu ayakkabı da bu yüzden üretilmiştir. ..
-Bir çok kişiye göre de bu böyledir :Avrupalı tuvalet adabını Osmanlıdan öğrenmiştir!
-Öyle çok övünülecek yönümüz var ki…

Bir Örnek daha: Avrupalılar akıl hastalarını içine şeytan girdi diye diri diri yakarken Türkler su sesi ve musıki ile iyileştirirlermiş.
-Hoşgörü kelimesi mesela İngilizce de yoktur.
Şimdi, Çok sevdiğim birkaç alıntı yapmak isterim;
“Osmanlılar, vakur, terbiyeli, edebli bir millettir. Terbiye ve nezaket kaidelerini hiç ihmal etmezler. Hangi sosyal tabakaya mensup olurlarsa olsunlar, hareketlerinde açıkça vakar görünür. Huzur ve sükûna çok düşkündürler. Kimseyi rahatsız etmezler, kendilerini rahatsız edeni de hoş görmezler. Az heyecanlı, az meraklıdırlar. Sokakta bir şey için toplanmak, birbirini kovalamak, taşkınlıkta bulunmak gibi hareketler, Osmanlı şehirlerinde görülmez.” (d’Ohsson)

“Türkler, asla yere tükürmezler.”(Marsigli)
 
“Türklerin, biz kadınlara muameleleri, bütün milletlere örnek olmalıdır. Sokaklarda kadın, en küçük saygısızlık görmez.” (Lady Craven)

“Türkler ağırbaşlı, düşünceli, vakur, nazik, heybetli bir millettir. Gürültü ve şamatadan nefret ederler. Sessizlikten çok hoşlanırlar. Erken yatıp namaz için gün doğmadan kalkarlar.” (Thornton)

“Türkler, ciddi, vakur, azametli bir millet olmakla beraber öğünmezler. Öğünenleri acayip karşılarlar. Yakışıklı, boylu boslu temiz bir millettir. Yalnız su içerler. Türk esnafı, bizimkilerin şamatasından tamamen uzak, nazik insanlardır. Herkes kendi işiyle meşgul olur, başkasının işine karışmaz. Sıkıntı ve felakete karşı sabırlı ve dayanıklıdırlar.” (Ubicini)

“Türkler son derece terbiyelidirler ve terbiye kaidelerine tamamen riayet ederler. Dikkat ettikleri kaideleri, Roma’daki veya dünyanın herhangi bir medeni ülkesindeki kaidelerden geri değildir… Hele Saray mensuplarının birbirlerine muameleleri ve hitap tarzları, yeryüzünde tasavvur edilebilecek en ince terbiye ve nezaket kaidelerine göre cerayan eder.” (Lord Ricaut)

“Padişah kızları olan Osmanlı İmparatorluk prensesleri sultanlar, yüzlerini örtmezler. Avrupalı erkeklerle bile yüzleri açık konuşurlar. Şehre çıkarken taktıkları yaşmak şeffaftır, yüzleri görünür. ” (Castellan)

“Kibir ve gurur ayıp sayılır. Hele gerçekten yüksek makam işgal eden birinin kibir göstermesi, rezalet telakki edilir. Zaten yaratılış olarak sade ve mütevazı insanlardır. Resmî törenlerde protokol subayları padişahın yüzüne karşı “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” cümlesini bağırırlar. Kibir ve gurur, Şeytana mahsus afetler sayılır.” (Brayer)

“Osmanlı ülkesinde dilencilik ve dilenci yok gibidir.” (de la Montraye)

Türkler’in biz Hristiyanlar’dan çok fazla hayır eseri yaptırdıkları inkâr edilemez. Hristiyanlar ve Musevîler de Müslümanlar gibi bundan faydalanırlar. Bir zengin hacca, yanına birkaç yoksulu alarak gider ve onun her türlü masrafını öder. Çok zengin Türk tacirleri vardır ki, fukara babasıdırlar. Böyle çok zengin bir Türk taciri ile beni konsolos Torelli tanıştırdı. Adam 84 yaşında idi. 8 defa hacca gitmiş ve her hac kendisine 20.000 altına mal olmuştu. Yılda 10.000 altın zekât veriyordu. Yaptığı hayratın ise hesabı yoktu. Ben de Kudüs’e hacca gidiyordum. Bana dua edince şaşırdım ve Türklerin dîn tefriki (ayrımcılığı) yapmadıklarını anladım. “ (Corneille le Bruyn)

“Hastalara çiçek gönderilir.” (Naima)
 
“Çiçek ve hayvan dükkânları çoktur. XVII. asır ortalarında yalnız İstanbul’da, yalnız ötücü kuş satan 500 kadar dükkan vardır.” (Evliya)
 
“Üsküdar’da kedi hastanesi vardır.” (Von Moltke, 1837)
 
“Kedilerine, hatta sokak kedilerine elleriyle yediren anlı şanlı vezirler görülür.” (Du Loir, 1654)
 
“Etleri yenmeyen hayvanların öldürülmesi vahşet sayılır.”  (d’Ohsson, 1791)
 
“Türkiye’de hiç kuduz görülmemiştir.” (Thornton,1812)
Osmanlı Kültürü dediğiniz zaman, Google amca bize buna benzer yüzlerce yazı çıkarır. Sıkılmadan okuyun derim.

Biz ne zaman bu hale geldik. Neleri kaçırdık onlar yükselirken. Hem yükselemedik hem de bu güzel özellilklerimizden vazgeçtik… Şimdi ise gördüklerimize ve  duyduklarımıza inanamaz bir hal aldık. En yüksek kültür bizde olmasına rağmen en çok biz yozlaştık. Yeni tarihte adımız Barbar a çıktı. Nasıl bu kadar ince ve düşünceliyken Batı’nın gözünde Barbar a döndük… Biz ki uygunsuz olur diye kimseyi eleştiremezken, en çok eleştirilen olduk. Söyleyecek çok söz var aslında ne diyebiliriz ki “umarım herşey daha yaşanılır bir hal alır!”

Sevgiler

 

Feyza Türkyılmaz’ın Diğer Yazılar için Tıklayınız

 

Yorum Yap