Narsisistik kişilik bozukluğu hakkında derleme

Tanım ve Özellikleri

Narsizm ifadesi, Yunan mitolojisindeki Narcissus isimli karakterden gelmektedir. Narcissus, sudaki yansımasında gördüğü kendi yüzü ve görüntüsüne aşık olan, günlerce yemeden içmeden kendi görüntüsünü seyreden ve bu nedenle hayatını kaybeden bir karakterdir. Özsevici (narsisistik) kişilik bozukluğu olan kişilerin sahip oldukları özellik incelendiğinde bu bireylerin zihinlerinin daima kendileriyle alakalı şeylerle dolu olduğu görülmüştür. Sık sık ne kadar önemli olduklarına yönelik hisleri zihinlerini oldukça meşgul eder ve sonu olmayan bir başarı hayali kurarlar. Narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireyler kendilerini mükemmel görürler ve daima dikkat odağı olmaya ihtiyaç duyarlar. Her zaman ve her durum karşısında süreğen bir haklılık inancı barındıran narsisistik kişilikli kimseler, sürekli başkalarını sömürge eğilimindedirler. Bu kişiler, kendini beğenmiş kimseler olarak tanımlanabilir, son derece kıskançtırlar ve sürekli bir hayran olunma ihtiyacı içindedirler(akt. Morris, 2002).

Narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireyler kendilerini fiziksel ve ruhsal açıdan aşırı beğenirler ve üstün gören bir tavırları vardır. Bu bireylerin daima kendilerini başkalarından üstün görme eğilimleri vardır. Yaptıkları her davranış için sürekli bir beğeni ve onay beklentisi içinde oldukları bilinir. Bu kişilerin her zaman ve her yerde özel bir muamele göreceklerine dair inançları olduğundan söz etmek mümkündür. Bu kimselerin kendilerini algılayış biçimleri öyle bozuktur ki onlara göre, en güzel/yakışıklı ya da başarılı olan ya da olacak kişi kendileridir. Bu düzeyde yoğun narsistik beklenti karşısında, gerçeklikle temasın da bir sonucu olarak hayal kırıklıkları oldukça sık yaşanır. Narsistik bireylerin sahip oldukları benlik saygısı, dış dünyadan gelecek ilgi ve onaya ciddi anlamda ihtiyaç duymaktadır. Aksi halde bu düzeyde yüksek sergilenen özsaygıları kendi başına varlığı sürdürememektedir. Bu bireylerin en dikkat çekici özelliklerinden biri de eleştireye olan tahammülsüzlükleridir. Asla eleştiri duymak istemez, sadece övülmeyi beklerler. Hatta bu eleştiriden kaçış ve övülmeye ihtiyaç öyle fazladır ki, narsistik bireylerin görünüş ve sergiledikleri davranışları bile etkilemektedir. Her şey ilgi ve övgüyü alabilmeye yöneliktir. Doğal olarak bu düzeyde yüksek beklentileri karşılanamadığında özsaygılarında hızlı bir düşüş görülür ve bu düşüş ile birlikte bunaltı ve çökkünlük açığa çıkabilir(akt. Öztürk Ve Uluşahin, 2016).

Bu bozukluğa sahip kimseler kendilerini yüceltmek için başkalarını rahatlıkla ezebilirler. Bu yüceltme ve üstün görme ihtiyacı nedeniyle başkalarını sömürmekten asla çekinmezler. Narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireyler için arkadaşlık ilişkileri de bu doyumu sağlamak adına sadece bir çıkar ilişkisidir. Bu kişiler, kendilerinden başka hiç kimsenin sahip olduğu duygu, düşünce ya da ihtiyaçları anlayamaz, onlarla empati kuramazlar. Yaşadıkları bu empati kuramama özellikleri nedeniyle sıklıkla çevrelerinde bencil olarak bilinirler(akt. Öztürk Ve Uluşahin, 2016). Bu kişilerin kişilerarası ilişkilerinin bozuk olmasındaki önemli farktörlerden bazıları da ancak bir takım özel ve yüksek statülü kişilerin kendilerini anlayabileceklerine olan inançları ve kendilerinin bazı avantajlara sahip olduğuna yönelik hissettikleri duygularıdır. Kibirli ve büyüklenmeci bir gözle dünyaya bakarlar. Kendilerinin özel olduklarına dair inançları nedeniyle daima özel bir muamele bekleyen bu kişiler, gördükleri davranışa karşılık verme ihtiyacında bile olmazlar(akt. Davison ve Neale, 2011).

Narsisistik Kişilik Bozukluğunun Etiyolojisi

Psikanalitik yaklaşım ve nesne ilişkileri kuramı.

Bu yaklaşımın en önemli ismi Kerberg, narsisistik kişilik bozukluğunu bir çeşit hatalı gelişim olarak ele almaktadır. Ona göre bu bozukluğun nedeni oral kıskançlıkla ilişkili dürtüsel veya yapısal çatışmalardır. Temel bakım verenlerin yetersizlikleri veya istismarı sonucu ortaya çıkan yoğun öfke duygusuyla baş edebilmek adına kişi patolojik savunma mekanizmalarına başvurur. Bu bozukluğu sahip kişilerde, mükemmel bir kimse olmadığı sürece sevilemeyeceğine yönelik bir inancın varlığından söz edilir. Bu noktada kişi; idealize edilmiş kendilik, ideal nesne ve gerçek kendilik imgelerinin patolojik açıdan bir araya gelip birleşmesi sonucu ortaya çıkan, büyüklenmiş özbenlik geliştirir (akt. Anlı, 2005). Bu birleşimin; erken dönemde ciddi engellemeler yaşanması, kaygı eşiğinin düşüklüğü ve saldırganlık dürtülerinin patolojik düzeyde yoğunluk gösterdiği durumlarla ilişkisi olduğu düşünülmektedir(akt. Yerebakan, 2015).Bu aşamada kurama göre; kabul görmeyen kendilik imajları dışarıdaki nesnelere yansıtılır ve kişi bu nesnelere yönelik bağımlılığını kabul etmemek adına idealleştirilmiş kendilik ile özdeşleşir. Tüm bunların sonucunda süperego gelişiminin arzu edilen bütünleşmesinin engellendiği öne sürülmektedir(akt. Anlı, 2005).

Kendilik psikolojisi yaklaşımı.

Yapılan alanyazın taramalarında görüldüğü üzere, tıpkı Kernberg gibi Kohut’da narsistik yapıların özünde büyüklenmiş özbenlik olduğunu değerlendirmiştir. Ancak bu iki kuramcı temelde büyüklenmiş özbenliğin kaynağı açısından birbirlerinden ayrılırlar. Yukarıda da bahsedildiği üzere Kernberg’e göre bozukluğun temeli hatalı gelişimken; Kohut, bu durumu temelde diğer kuramcılardan farklı bir bakış açısıyla, normal gelişimde bir duraklama olarak ele almıştır(akt. Anlı, 2005).

Kendilik psikolojisine göre patolojinin gelişiminde ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki büyük rol oynamaktadır. Bu kurama göre çocuk; temel bakım verenleri tarafından, sahip olduğu başarıları ve mükemmellikleri için bir onay ve kabul beklentisi içerisindedir ve bu beklentinin karşılanması tepkisi aynalama olarak isimlendirilmiştir(akt. Anlı, 2005).

Kendilik psikolojisine göre narsistik gelişim, iki kutuplu bir yapıdır ve bu yapının bir ucunda büyüklenmeci kendilik varken diğer ucunda idealleştirilmiş bakım veren imajı yer almaktadır(akt. Davison ve Neale, 2011).Büyüklenmeci kendiliğin, ebeveyn tarafından döneme uygun olarak aynalanması sonucunda çocuğun kendine güven duyacağı, özsaygı geliştireceği ve gerçekçi hırslara sahip olacağı düşünülmektedir. Bu kurama göre ideal ebeveyn imajının da sağlıklı gelişimi için yüceleştirme ihtiyacına uygun karşılıklar verilmesi gerektiği ileri sürülür. Bu uygun karşılıkların ne olduğu değerlendirilirken dönem farktörü dikkat alınmalıdır.Bahsi geçen iki kutuplu yapı, kendilik bütünlüğünü korumayı amaçlamaktadır(akt. Anlı, 2005). Döneme uygun ve doğru aynalama yapılmadığı durumda çocuğun özsaygısını ve kendilik bütünlüğünü koruyup devam ettiremeyeceği ifade edilmiştir(akt. Kaya, 2017). Yaşanan bu ihmal ve ebeveyn hataları sonucunda özsaygı geliştiremeyen bireyler, narsisistik kişilik gelişimi sonucunda kendilik bütünlüklerini devam ettirebilmek için sürekli bir onay arayışına girerler(akt. Davison ve Neale, 2011).

Temel bakım veren ile ilişkiler.

Narsisistik kişilik bozukluğuna sahip olan anne-baba ile çocuk arasındaki ilişki de bu bozukluğun etiyolojisinde önemli bir yere sahiptir. Narsisistik kişilik bozukluğu yaşayan ve çocuklarını istismar eden soğuk bir anne, kendi tatmini için çocuklarının özellikle bireyleşme ihtiyaçlarını umursamayacak ve çocuk annenin yapmış olduğu idealleştirmeleri içselleştirip zorluklar yaşayacaktır. Annenin beğenisini kazanamadığı zamanlarda onu bekleyen çökkünlükten kurtulmak için büyüklenmeci kendiliğini geliştirir(akt. Yerebakan, 2015).

Yapılan araştırmalarda narsisistik kişilik bozukluğu yaşayan bireylerin aile öykülerinde, soğuk, sevgiden ve sıcaklıktan yoksun, şiddetli derecede saldırganlığa meyilli ebeveynlerin olduğu görülmüştür. Genenllikle bu figür annedir. Bu noktada patolojik ebeveynin, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak yerine, çocuğu kendi ihtiyaçlarını gidermek adına narsisistik bir biçimde kullanması da söz konusu olabilmektedir. Böyle bir yetişme ve aile ortamında büyümek zorunda kalan bir çocuğun birtakım savunma mekanizmalarını kullanarak kendisini bu yıkıcı ortamda korumaya çalışması söz konusu olabilir(akt. Yerebakan, 2015).

Bağlanma kuramı.

Yapılan alanyazın taramasında narsisistik kişilik bozukluğunun, Ainsworth tarafından tanımlanan üç bağlanma türünden kaygılı kaçınmalı bağlanmayla ilişkilendirildiği görülmüştür. Bu kişiler ilgiye ihtiyaç duyduklarında ebeveynleri tarafından gösterileceği konusunda kararsızdırlar. Bakıcısıyla ilişki kurabileceğine yönelik inancını kaybeden çocuğun, reddedilmiş olmanın vereceği ızdıraptan korunabilmek için iletişimi azaltıp beklentisini düşürdüğü ifade edilmiştir. Reddilmelerin yinelenmesi sorunun büyümesine neden olacağı düşünülmektedir(akt. Yerebakan, 2015).

Kaynakça

Anlı, İ. (2005). Narsisistik kişilik bozukluğu ve sınır kişilik bozukluğu tanısı alanların narsisistik gelişim hattındaki konumlandırılmalarının kendilik psikolojisi kuramına göre karşılaştırılmaları (Yayınlanmamış doktora tezi). İstanbul Üniversitesi, İstanbul.

Davison, G. C. ve Neale, J. M. (2011). Anormal psikolojisi (7. Baskı). (İ. Dağ, Çev. Ed.). Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.

Kaya, L. (2017). Üniversite öğrencilerinde narsisistik eğilimler, bağlanma stilleri ve sosyal medya kullanımı (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun.

Morris, C.G. (2002) Psikolojiyi anlamak (Psikolojiye giriş) (3. Baskı). (H. B. Ayvaşık, ve M. Sayıl, Çev. Ed.). Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.

Öztürk, M. O. Ve Uluşahin, N. A. (2016). Ruh sağlığı ve bozuklukları (14. Baskı). Ankara: Nobel Tıp Kitapevleri.

Yerebakan, Ş. (2015). Narsisistik kişilik bozukluğu ile borderline kişilik bozukluğu tanısı almış hastaların okb ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Üsküdar Üniversitesi, İstanbul.

Yorum Yap