İzzet ÖZ: “Yeniden Âşık Veysel” diyor!

İzzet Öz, ülkemizde müzik denilince akla gelen ilk isimlerden. Bugüne kadar yüzlerce programa ve yapıma imza attı. Şimdi de ‘Doğumunun 120. Yılında Yeniden Âşık Veysel’ isimli albümü müzikseverlerle buluşturdu.

Yeniden Âşık Veysel projesini yapmak nereden aklınıza geldi?

Annem Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’nün kütüphanesini kuran insandır. Emekli olduğunda yüz binlerce kitap bırakmıştır. Annem şairdi. Altı yaşındayken bir gün kütüphanedeydik. Karşımızdan altmış yaşlarında bir amca geliyordu. Yanında da küçük bir çocuk vardı. Annem “Âşık hoş geldin.” dedi. Her Ankara’ya geldiğinde annemi ziyaret edermiş ve birlikte muhabbet ederlermiş. “Bu benim oğlum İzzet.” dedi. Âşık yanağımı okşadı ve “Dost İzzet, beş günlük dünyada kimsenin canını incitme. Beni de böyle hatırla.” dedi.

Bu kişi Âşık Veysel’di sanırım…

Evet, Âşık Veysel’di. Bu sözleri hayatımda benim için düstur oldu. Hayatımda hiç kimseyi kırmamaya çalıştım ve kimseye bir fiske dahi vurmadım. Kimseyi incitmemeye dikkat ve özen gösterdim. Zaman zaman darbeler de yediğim oldu ama kimseyi kırmamaya gayret ettim.

Peki albüm süreci nasıl gelişti?

2000’li yılların başında kuzenim Borga Parlar ile birlikteyiz. O sırada Kemal Derviş, Türkiye’de. Biz yeni sesler üzerinde çalışmalar yapıyorduk. O sıralarda elimizde “Kimi molla kimi derviş” sözleri var. Biz acayip şeyler oynardık. Mutlaka Âşık Veysel arşivi almamız gerek dedik. Bütün külliyatı Sevgili Hasan Saltık’tan istedik. İlk önce “Beş günlük dünyada kimseyi incitme” sözlerini aradık bulduk. Bunu bulunca rahatladık. Hemen bundan bir rock parçası yaptık. Sonra Dostlar Beni Hatırlasın’ı yaptık. Bülbül adlı eser için Melis Sökmen’i çağırdık. Âşık Veysel’e eşlik etti sesiyle.

Bu çalışmayı yaparken temel espriniz neydi?

Âşık Veysel isminde çok büyük bir ozan var. “Bu insanı ve muhteşem sözleri daha farklı müzik dinleyicisine nasıl aktarabiliriz?” sorusunda yoğunlaştık. Bu gayretle yola çıktık. Bunu yaparken sadece iş farklı müzik tarzlarında kalmasın, aynı zamanda İngilizcesi ile bütün dünyaya ulaşsın istedik. İngilizce sözleri yakın zamanda kaybettiğimiz ilk kültür bakanımız Talat S. Halman’dan yazmasını rica ettik. Fotoğrafları dost Ara Güler armağan etti. Ardından bir yıl boyunca iğne ile kuyu kazar gibi tek tek sözleri çıkardık. Bunların üstüne altmışlı yılların soundu ile bugünün müziğini kaynaştırma gayretinde olduk. Tabii müzikal anlamda bütün ağırlığı Borga üstlendi.

Âşık Veysel gibi büyük isimlerin eserlerini yeniden farklı bir tarzda yorumlamak büyük bir risk değil mi?

Evet, bir riskti. Ama bizim niyetimiz, onun sözlerini daha fazla insana duyurmaktı. Ben bunu hem bir vefa hem de bir namus borcu olarak gördüm. Onun için bu sözleri daha fazla insana duyurmak için elimden gelen ne varsa yaparım.

Ülkemizde orijinali koruyalım, hiç dokunmayalım şeklinde hâlâ tabular var…

Evet. “Vay sen nasıl Âşık Veysel’e dokunursun. Senin haddine mi diyenler” var. Ben bu tabuyu biliyorum ve hayatım boyunca bunun içindeydim zaten. Onun için bunların yıkılmasını istiyorum. Ama Âşık Veysel’in böyle tabuları yok ki. Onun hayata bakış açısında saflık temizlik var. Bunların önüne tabular koyamazsınız. Âşık Veysel’in koymadığı tabuları koymak kimin haddine? Ben onun sözlerini ne kadar çok kişiye aktarabiliyorsam ve kaç kişi bu sözlerden hayatına dersler çıkarabiliyorsa o kadar Âşık Veysel’i seviyorumdur. Bana düşen görev bu. Ben bu görevi, altı yaşında yüzümü sıvazlayan o değerli insanın ellerinden aldım.

Diğer bütün eserler farklı müzik tarzları ile verilirken Uzun İnce Bir Yoldayım orijinal haliyle bırakılmış. Bunun sebebi nedir?

Önce insanlar Âşık Veysel’i orijinal haliyle dinlesin istedik. Ama bu tarza uzak insanlar olabilir. Onlar da farklı formlarda bu eserleri dinlesin ve sözlere vâkıf olsun. Âşık Veysel müzisyenliğinden önce dev bir ozan, yani âşık. Sözleriyle insanlığa evrensel mesajlar veren, bütün dünyaya seslenen bu değerli insanın evrensel mesajları herkese ulaşsın diye farklı tarzlarda ve İngilizce sözlerini de yazarak bu çalışmayı yaptık.

Çalışmanın başında Âşık Veysel’in ağzından “Ben 1894’te doğmuşum” sözü defalarca tekrarlanıyor. Bunun sebebi nedir?

Âşık Veysel, 1894’te doğmuş. Altmış yaşlarında ben tanımışım. Aradan altmış yıl daha geçmiş bu yıl doğumunun 120. yılı. Hâlâ sözleri taptaze. Allah birdir Peygamber Hak/ Rabbül âlemindir mutlak/ Senlik benlik nedir bırak/ Söyleyim geldi sırası/ Kürt’ü, Türk’ü ne Çerkez’i/ Hep Adem’in oğlu kızı/ Beraberce şehit gazi/ Yanlış var mı ve neresi / Kur’an’a bak, İncil’e bak/ Dört kitabın dördü de hak/ Hakir görüp ırk ayırmak/ Hakikatte yüz karası.” diyor.

Demek ki anlayamamışız…

Anlayamamışız elbette. Çok önemli sözler söylemiş ama biz onları anlayıp yapamadığımız için hâlâ kötü günler yaşıyoruz. Türkiye’nin durumu ortada. “Veysel sapma sağa sola/ Sen Allah’tan birlik dile/ İkilikten gelir bela/ Dava insanlık davası…” İkilikten gelen belaları beraber yaşıyoruz. Bu sadece bir eserinde verdiği mesajlar. Her parçası böyle mesajlarla dolu.

Sizin davanız nedir peki?

Benim davam da insanlık davası. Bu davayı ömrümün sonuna kadar sürdürürüm. Hayatım boyunca bu ülkenin sanatının ilerlemesi ve güzelleşmesi için emek vermiş bir insanım. Dünyaya geniş perspektiften bakarım. Beni başkaları ilgilendirmez. Hesabımı Allah’a vereceğim. Bu beni huzurlu kılıyor. Birtakım şeyleri işinize alet etmediğinizde düzgün bir hayat yaşıyorsunuz. Hem de insanlar sizi seviyor.

İzzet Öz denilince insanların yüzüne bir tebessüm geliyor. Sizin hakkınızda olumsuz bir şey söyleyen yok gibi. Bu duruşun temelinde ne var?

Ben de zaten kötü bir şey düşünemedim ki. Bunda ailemden, özellikle de annemden aldığım nasihatlerin ve hayat derslerinin etkisi büyük. Annem her zaman bana sabrı, sevgiyi ve dik duruşu öğütledi. Bu düsturları uygulamaya çalıştım ömrüm boyunca. Çok güzel bir ülkede yaşıyoruz. Bütün uygarlıkların beşiğiyiz. Bu dokunun içinde yoğrulan biri nasıl kötü olabilir ki? Bence gelecek, insanlık davasını savunanların galip çıktığı bir dünya olacak. Ben hiçbir zaman ümidimi yitirmiyorum.

Enerjimin sırrı mutlu aile

Sizi insanlar hep enerjik ve güler yüzlü halinizle biliyor. Bu hayat doluluk nereden geliyor?

Aileden geliyor. Annem, önce ailenin sonra da çevreme sevgi ve saygı dolu davranışlarımın bana büyük mutluluk sağlayacağını söylemişti. 28 yıllık bir evliliğim var. İkizlerim Mısra ve İzzet Can ile bana stres vermeyen bir eşim var. Eşim Hanzat, beni hiçbir zaman kısıtlamadı. Bunlar insanı mutlu eden şeyler.

Sağlık olarak da kendinize dikkat ediyorsunuz sanırım…

Evet. Son günlerde go max ile ilgileniyorum. Çok faydalı olduğuna inanıyorum. Evde sigara ve alkol kullanmam. Ama tekdüze bir hayat yaşamam. Kendime vakit ayırırım. Yazmaya, okumaya ve dinlemeye gayret ederim.

Birçok işi başardınız. Hâlâ bir ‘keşke’niz var mı?

Var. Annemin bana çok küçük yaşlarda anlattığı bir masalı film haline getirememek. Belki de dünya çocuk klasikleri içine girebilecek bir masaldı o.

Önümüzdeki günler için hazırladığınız bir çalışmanız var mı?

Şubat ayında Cem Karaca ve Moğollar albümünü çıkaracağım. 1973 yılında sadelik ve yalınlıkta kaydettiğimiz ve ilk kez sunacağımız bu albümün çok ses getireceğine inanıyorum. Bunun için elimden gelen her şeyi yapacağım. Barış Manço, Cem Karaca, Fikret Kızılok gibi yitirdiklerimiz ve Erkin Koray benim yakın dostlarım ve el üstünde tutmamız gereken isimler. Bu çalışmalarla gençlere yeni ufuklar açmasını istiyorum.

İstesem reytingin kralını yaparım

Müzik ve radyo programcılığı ve yapımcılık adına Türkiye’de birçok ilki yapmış birisiniz? Son yıllarda bu türden yapılan programları nasıl buluyorsunuz?

Çok doğru yapılan işler de var ama sayıları çok az. Televizyonculuk ve radyoculuk değişti. Şimdi tek kıstas reyting. Ben reyting programcısı değilim ve hiçbir zaman böyle bir kıstasım olmadı. Doğru olan şeyleri yapmak istiyorum.

O yüzden mi program yapmıyorsunuz artık?

Evet. Bunun çok etkisi var. Onun için program yapmıyorum ve kimse de benden bir şey istemiyor. Reyting programcısı değilim ama istesem reytingin kralını yaparım. Ben neden öyle anılayım ki. Biraz da onun savaşını verdiğim için insanlar bize değer veriyor. Bir İzzet Öz ismi var. Bu ismi reyting uğruna harcayamam. Televizyondaki programlara baktığımızda çabuk yapılıp bitirilebilen işler. Birkaç konuk davet edip, birkaç şarkı ile sona eren şeyler. Magazin üslubuyla karışık birtakım işler yapılıyor. Bunları yapan insanlara neden yapıyorsunuz diyemem. Zaten öyle programlara çağrılmıyorum bile.

Günümüzde müzik dünyasından kimleri beğeniyorsunuz?

Eskilerden, yenilerden çok sevdiğim insanlar var elbet. Ama ortadan gidecek olursak üçer örnek vereyim. Erkeklerden Teoman, Tarkan, Kenan Doğulu. Kadınlardan Şebnem Ferah, Özlem Tekin ve Aylin Aslım. Grup olarak da Mor ve Ötesi, Duman ve Manga. Şimdi bunlar ilk aklıma gelenler. Bunu genişletebilirim. Başkalarını da seviyorum. İnsanlar İzzet abi bizi beğenmiyor sanmasın. Ben herkesi takip ediyor ve dinliyorum.

Hemen herkes tekdüze melodiler ve gündelik şarkılar yapılmasından rahatsız. Sizce burada en büyük sıkıntı nedir?

Ben belki de orada olamadığım için bunun farkında değilim. Zaten onları dinlemiyorum. Gençken bile radyolarda bir albüm çalacağım vakit o albümün liste başındaki ya da hit olarak gösterilen şarkısını hemen çalmazdım. Aksine içindeki başka müzikalitesi yüksek şarkılar varsa fark edip onları çalardım.

Sizin bir de akademik yönünüz var ve üniversitede ders veriyorsunuz…

Ben kendi işimde çok iyi olduğumu biliyorum. Üretimime devam ediyorum. Bu tecrübelerimi gençlerle paylaşıyorum. Halen Okan Üniversitesi’nde dersler veriyorum. 12-13 yıldır yaptıklarımız işlerle ileride çok iyi yapımlara imza atacaklar. İşyerimde bile birçok genç yetişti. Televizyon, film ve reklam sektöründe birçok pırıl pırıl insanlar yetiştirmiş olmanın keyfi de bana yetiyor.

ALİ PEKTAŞ

Yorum Yap