Cemalnur Sargut ve Bıraktığı Etkiler | Üst Manşet

Cemalnur Sargut ve Bıraktığı Etkiler

Merhaba,

Uzun süredir ünlü tasavvuf ilimci Cemalnur Sargut’un konuşmalarına katılıyorum. İnanılmaz güzel ve huzurlu bir atmosfer gerçekten, kendisi zaten çok mütevazı. Yüzünden düşürmediği kocaman gülümsemesi ile bizleri karşılayıp, hiç bozmadan aynı şekilde bizden ayrılan bir insan sağ olsun.

Kim ne derse desin tasavvufi düşünce bambaşka ve çok özel. Herkesin tadamayacağı bir duygu ve ruh hali. Mesela tasavvufi düşünenlere göre dünyevi hiçbir şey için üzülmeye değmez, yaşadığımız her şey kader. Sürekli bir boyun eğme hali (sadece Allah’a c.c.’ye…) Kendisinin konuşmasından çıktığınızda “tamam bu sefer hiç bir olaya kızmayacağım, kafama takmayacağım” deyip, 1 haftada bilmem kaç kere kızıp, kafaya bir şeyleri takıp konuşmaya gelince “tüh , bak dün ben yine böyle bir şey yaptım, hata ettim” diyorsunuz. Ama hiç önemli değil, Cemalnur Hoca hep içimize su serpip “insanız sonuçta olabilir ama önemli olan hatalardan ders çıkarmaktır” deyip bizleri rahatlatıyor. Bir konuşmasında anlattığı ve inanılmaz etkilendiğim bir kaç yaşanmış olayı buraya yazmak istiyorum…

Ceviz  Kabuğu Programına İthafen

Cemalnur Sargut anlatıyor;

“Ceviz Kabuğu programı ile ilgili bir anım var onu anlatmak isterim:

Bu programda Hz. Mevlana aleyhine bir konu ele alındı maalesef, herkes izlemiş neredeyse. Ben izlememiştim. Oğlum o sırada Amerika’daydı  ve oradan beni arayıp “sen niye programı seyretmedin, neden yayına bağlanıp iki cevap veremedin biz burada çıldırdık” dedi… Bende daha sonra programın hatalı olduğunu belirtmek için imza topladım ve bir yazı hazırlamak için Mesnevi’yi elime aldım, açar açmaz 5. cildinde şunları buldum. Hz. Mevlana asırlar öncesinden şunları diyordu;

“Ey Cevizin Kabuğu’ndaki adam, sen beni tanıyamazsın, çünkü ceviz kabuklarının birbirine vurmasından doğan sesten, yani dedikodudan hoşlanıyorsun. Hiç kırmamışsın, içini yememişsin… Ben o içim… O lezzeti almayan bir insanın beni tanıması mümkün değil. Sen sadece dışarıdan benimle ilgili dedikoduyu seviyorsun.

Yine “Ceviz Kabuğu” programında meşhur bir yazarın “Kara Kitap” adlı kitabı ele alınmış ve yine Hz. Mevlana aleyhine yazdıkları konuşulmuş o dönemlerde… Cemalnur Hoca yine Mesnevi’yi eline almış ve bir önce ki bahsedilen konuya cevaben yazılan sayfanın hemen karşı sayfasında şunların yazdığını görmüş:

“Ey! Kara Kitab’ın sahibi, o senin amel defterindir, orada bana ait bir şey yoktur…”

Bu anlatılanlar beni derinden etkiledi, tüylerim diken diken oldu inanın. Gözlerim dolu dolu izliyorum hep kendisini zaten…

Tasavvufi anlayışı benimseyen bir insanı kızdırmak, üzmek gerçekten çok zor bence. Cemalnur Hoca’nın annesi vefat ettiğinde, cenazede annesini gülerek uğurladı. Annesi için “bugün onun düğün günü, neden ağlayayım, Allah’ına sevgilisine kavuştu” diye herkesi şaşırtan bir açıklama yaptı. Kendisi hep der ki; “tasavvufi düşünce Allah’a her an kendini verebilmektir. Ne zaman isterse gözün arkada

kalmadan büyük bir mutluluk ile ona ulaşabilmektir. Yine kendisinin hep verdiği bir nasihattir; “Çocuklarınıza tapmayın. Allah der ki; çocuklarınızı beni onlara öğretesiniz diye verdim. Onlar size verilmiş bir emanet sadece.”

Burada özetlenebilecek bir anlayış değil bu tabii ki, ilk aklıma gelenleri yazıyorum sadece. Düşünebiliyor musunuz, herkes tasavvufi düşünceye sahip olsa, kimse kimseye kızmasa, kimse paraya bu kadar tapmasa, kimse bir şeyleri çok istemese, hırslanmasa, bir şeyleri kafaya takmasa, üzülmese, yalnızca sevse, yalnızca maneviyata değer verse, bol bol şükretse, hastalıkları “çok şükür” diye karşılasa… Evet, yanlış yazmadım. Hastalıkları Cemalnur Hoca sevgi ile karşılar, o konu ile ilgili ise aynen şöyle diyor;

“Bir kaç arkadaşım aradı geçen gün, bir tanesinin evine hırsız girmiş, bir tanesi kansere yakalanmış. Bende onlara dedim ki;

“Ne güzel bir lütuf, Muharrem Ay’ını karşılamışsınız… “

İlk bakışta inanılmaz gibi geliyor kulağa ama, gerçekten tam da böyle bir ilim tasavvuf…

Sevgiler

Feyza Türkyılmaz’ın Diğer Yazıları için Tıklayınız

Yorum Yap