Burçak EVREN / Fatih Akın’a ne yapmalı?

Fatih Akın’ın The Cut/Kesik filmi daha ilk gösterimini yapmadan bir dizi tartışmaların hedefi oldu. Bu tartışmalar filmin Türkiye’de gösterime girip giremeyeceğinden, Akın’a yönelik kimi tehdit söylentilerine dek farklı kulvarlarda yükseliyor. Venedik Film Festivali’ndeki ilk gösteriden sonra basın toplantısı yapan Akın, ölüm tehditleri aldığını da yalanlamıyor, aksine altını çizerek dile getiriyor. Ama öbür yandan da Türkiye’nin bu filme hazır olduğunu belirtiyor vs. Sanırım bu tartışmalar bir süre daha sürecek, hele hele filmin Türkiye’de gösterime girip girmeyeceği aşamasında farklı boyutlara taşınarak, kültür-sanatın dışındaki politik olgular doğrultusunda olumlu ya da olumsuz bir şekilde değerlendirilecek. Belki de hiçbir şey olmayacak ve Akın’ın belirttiği gibi Türkiye bu filme hazır olduğunu gösterecek. Tabii ki bu görüş bir öngörüden çok yalnızca bir temenni.

Temenni diyorum, çünkü Türkiye aleyhtarı filmlerin ülkemizdeki serüveni pek de hoş olmuyor. Geceyarısı Ekspresi, Ararat, Yol ve benzeri filmlerin bu tür serüvenlerini anımsadığımızda karşımıza hep o bildik, alışıldık sözcük çıkıyor: Yasaklamak.

YASAKLANAN FİLMLER

Örneğin Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı Şerif Gören’in yönetmenliğini üstelendiği ve Türk sinemasında Cannes Film Festivali’ndeki Altın Palmiye’yi ülkemize getiren bu filmi kaç yıl sonra izleme olanağını bulmuştuk? Ne gariptir ki, yılar yılı yasaklanan bu film, geçtiğimiz günlerde Kültür Bakanlığı’nın oldukça geniş katılımlı anketinde bütün zamanların en iyi 10 filmi arasına girdi. Şimdi bakanlık bu filmin DVD’sini yapıp tüm dünyaya dağıtacak. Bir zamanların Sovyet sinemacıları tarafından, Cumhuriyetin 10. yılı nedeniyle çekilen belgesel, Türkiye’nin Kalbi filminin de başına gelenler böyle olmamış mıydı? Bu filmi TRT ekranlarında gösteren rahmetli Mahmut Tali Öngeren işinden olmuş, bir daha TRT’nin kapısından bile içeri girememişti. Şimdi bu film Cumhurbaşkanlığı sitesinde halkın beğenisine sunuluyor. Garip ama gerçek.

Dileriz Akın’ın The Cut filminin başına bu tür şeyler gelmez, ölüm tehditleri, yasaklamalar ya da bunlar gibi sözler filmin reklamı için yapılmış olsun. Eleştirmenler tarafından pek beğenilmeyen filmin sanırım bu tür olmasa da, benzer reklama bir gereksinimi olacak. Çünkü günümüzün seyircisi artık isimlere değil filmlere bakıyor.

Diğer taraftan yasaklamaların da bir anlamı kalmadı artık. Film çekildiği andan itibaren kendi serüvenini sürdürüyor. The Cut filmi de şimdiden dünyanın birçok ülkesine satılmış durumda. Tüm dünyanın izlediği filmi Türkiye’de gösterip göstermemenin de bir anlamı yok. Ne yaparsanız yapınız, -tıpkı Yol filmi gibi- bu filmin DVD’leri Türkiye’ye girecek isteyen dilediği gibi izleyecek, yasaklamanın da bir anlamı kalmayacak.

FİLMLE KARŞI ÇIKMAK

Filmin Türkiye’de gösterilip gösterilmemesinden ya da yasaklanıp yasaklanmamasından daha önemli olan şey ise, bir filme bir filmle karşı çıkmak, onun tezlerini aynı yoldan çürütmek ya da doğrulamaktır. 2015’in geleceğini ve bu konuda birçok filmlerin yapılacağını, Türkiye’nin buna yasaklamalarla değil, kendi tezini doğrulayacak filmlerle karşı çıkması gerektiğini söylemiştik.

Ama bu konuda hiçbir şey yapmadan yalnızca yasaklama kozunu kullanmak, bir filmin gösterimini engellemez, aksine daha çok izlenmesini kaçınılmaz yapar.

Üstelik bugüne dek bu konuda hiçbir film yapmamış olmamız -ya da yapamamış olmamız da- biraz garip değil mi?

İyi ki bu konuyu el oğlu değil, de, bizden olan bizim oğlumuz, bizim sinemacımız yapıyor… Yapamadığımız, yaptırmadığımız filmleri yasaklamayalım, aksine gösterilim ve tartışalım. Beğeniyorsak alkışlayalım, beğenmiyorsak da daha iyisini yapalım, yaptıralım.

Yorum Yap